Diyorlar ki…


Benim gözümle Sermet Erkin;

zaman zaman duygusal bir blues,
zaman zaman ürperti veren bir konçerto,
zaman zaman da buram buram Anadolu kokan
pastoral bir şarkı gibidir.
Centilmen bir eski İstanbul kişiliğinde sunmuş olduğu
başarı ve takdir dolu illüzyon sanatı’ndaki ustalığını
hayranlıkla dinlenen bir melodi dizisinin yüceliğindeki
harmonilere benzetirim.

ARMAĞAN ŞENOL
Müzisyen, besteci, aranjör, öğretmen



İLLÜZYON SANATI VE SERMET ERKİN

İllüzyon sanatı, sahne sanatlarının en eskisidir. Onun yanılsama yöntemleri denilebilir ki tüm sanatlara, bu arada en yeni sanat olan sinemaya bile kaynak olmuştur. Yanılsama deyince daha çok duygularımızın aldanmasını, saptırılmasını anlıyoruz. Bu özellikle doğada gördüğümüz bir olaydır. Çölde serap olayı bunlardan birisidir. Sulak ağaçlıklı bir vaha gördüğümüzü sanırız. Oraya vardığımız zaman, böyle bir şeyin var olmadığını görürüz. Hayvanlara bakarsak bukelamnun başta olmak üzere, çeşitli hayvanların düşmanlarından saklanmak için, çeşitli yöntemlerle kendilerini kamufle ettiklerini gözlemleriz…

YAZININ TAMAMINI OKU >>

Prof.Dr. METİN AND

Tiyatro tarihçisi


Haldun Dormen:

Sermet Erkin, Zati Sungur ile başlayan Sihirbazlık geleneğini devam ettirdiği için benim için önemli. Bir tiyatrocu olarak önemli olan tarafı ise bütün oyunları kendisinde bulabilmemizdir. Bu anlamda tiyatromuza olan katkısı takdire şayandır. Oyunları saklıyor. Benim oynadığım bütün oyunlar onda var. Ben, evimde bulamıyorum ama Sermet’te buluyorum. Bildiğim kadarıyla evinde özel odaları var. Daha az önce bir oyun arıyordu arkadaşlarımızdan biri hemen Sermet Erkin’e yönlendirdim. Onda muhakkak vardır dedim. Benim için çok sevdiğim bir insan ve ahbabımdır.

Ben Zati Sungur ile tanışmıştım. Hisseli Harikalar Kumpanyası’nda ufacık bir oyun öğretmişti. Oyunda kullanmıştım. Zati Sungur ki illüzyon sanatı için çok önemlidir, ben Zati Sungur’dan sonra şu an Türkiye’de illüzyon alanında Sermet Erkin’den başkasını tanımıyorum. Müthiş bir yetenek.


Suna Keskin:

Sermet Erkin, Türkiye’nin tek illüzyonistidir benim gözümde. Hakikaten mesleğinde son derece başarılı, ahlaklı, iyi yetişmiş bir sanatçıdır. İyi bir dost, iyi bir arkadaş ve iyi bir babadır. Mükemmel bir insandır. Onu tanımaktan her zaman mutluluk duydum. Onunla sohbet etmekten çok keyif alırım. Kızını da torunum gibi severim. Bulunmaz bir sanatçı. Müthiş bir piyes koleksiyoneridir aynı zamanda. Bütün oyunlarımızı onda buluruz. Onun çok oyununa gittim, o da benim oyunlarımı hiç kaçırmaz. Zorlu Performanstaki, Kibritçi Kız Müzikali‘ndeki oyununu hala unutamam. Sermet Erkin, illüzyon dünyasında benim için tektir. Tiyatrocuların Sermet’le ilgili yazıları da çok enteresandır. Sermetle ilgili ilk olarak Metin AND’ın yazısı ilgimi çekmiştir. O kadar güzel cümleler yazmıştı ki onunla ilgili mutlaka tanımalıyım dedim. Böyle gerçek bir sanatçıyı tanıdığım için, hakkında kitap yazıldığı için de çok mutluyum.


İlyas Salman:

Öncelikle Sermet Erkin’i gözümü boyayan adam olarak tanımlamak isterim. Numaralarının sırrını bir türlü öğrenemedim. Büyük bir illüzyonist. Yiğidi öldür hakkını yeme der halkımız, onun için Sermet’i öldür, hakkını yeme diyorum.

Tomas Fasulyeciyan diyor ki “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunda: “Tiyatro dediğin nedir ki iki kalas bir hevestir. Burada heves yok sadece kalaslar var.” Diyor. Sermet Erkin, Şehir Tiyatrosu’nun ocağında olgunlaşmış, büyümüş, gelişmiş, hem sanatını hem kendini geliştirmiş bir arkadaşımız, dostumuz. Birlikte “Geçmiş Zaman Olur ki” adlı sahne gösterimiz var birazdan. Umarım Sermet Erkin’e numaralarını unutturmam.

Biyografi, yalanı, dolanı olmayan bir hayat hikayesidir. Dünyaya bir kere geldik, bir daha gelemeyiz. Ya onurlu yaşarız, ya hemen gebeririz. Onurlu yaşamanın da iki yolu var: bir hak yemeyeceksin, iki, hakkını yedirmeyeceksin. Hak yiyenler ne kadar onursuzsa, hakkını yedirenler de o kadar onursuzdur. Ben Sermet Erkin’de hak yemeyen, saygılı, incelikli, zarif bir adam portresi gördüm, umarım hayat hikayesi de onun kadar zarif olur.


Nevra Serezli:

Sermet Erkin’i hem seyretmesi çok zevklidir, hem sohbet etmesi çok zevklidir çünkü müthiş bir arşivci tarafı vardır. Bütün tiyatrocular bilir. Aradığımız bir eser olursa onda buluruz. Her oyuna gelir, seyreder, eleştirir. Dünyaya açılan çok penceresi vardır. Antenleri vardır. Her şeyin farkındadır. Sihirbazlık becerilerinin yanında insan ilişkileri çok iyidir. Onunla sohbet etmekten keyif alırsınız. Herkesi tanır, her şeyi hatırlar. Onunla beraber olmak çok keyiflidir benim için.

Ferdi Atuner: Sevgili ve pek değerli dostum Sermet Erkin, yıllardan beri tanıdığım ve sanatını hiçbir zaman bir çizgi olarak aşağı düşürmeyen ve hep sanatını o çizginin üstünde devam ettiren biri. Türkiye’nin bir Zati Sungur’u vardı. Zati Sungur’dan sonra bu mesleği onun gibi kaliteli devam ettiren bir Sermet Erkin var. İyi ki Türkiye’de Sermet Erkin var diyorum. Sevgili dostumu, sahnedeki çalışmalarında çok uzun süre izleyip, alkışlayacağız. Allah, uzun ömürler verir inşallah.


Kadir Akmaca: (Sahnedeki trampetçisi ve yardımcısı)

Ben kendisini 6 yaşından beri tanırım. 16 yaşımdan beri birlikteyim. Kervansaray Gazinosu’ndan tanışırım kendisiyle. Eski zamanlar. O yıllar fırfırlı gömlekler, büyük papyonlar, yumurta topuklu ayakkabılar giyiyorduk. Sermet Bey, beni keşfetti. Güzel işlere birlikte gittik. Bana önce kimliğini, sonra cüzdanını, sonra trampetini ve sahnesini emanet etti. Sermet Bey, temiz, titiz ve disiplinlidir. Yaptığı işe saygılıdır. Her zaman kostümleri jilet gibidir. Sahnedeki oyunlarda kullandığı enstrümanlarına kesinlikle dokundurtmaz.

İllüzyonistlerin içinde, sadece oyunlarıyla değil dekor, ışık ve enstrüman olarak seyirciye tam bir şov yaşatan tanıdığım tek illüzyonisttir.


Nedim Saban:

İllüzyon sanatı, çok iyi bildiğim bir konu değil. Ancak pek çok sanat dalında bulunan heyecan, sürpriz ve tiyatronun biricik öğesi dönüşümü de içinde bulundurduğu için tabi ki ilgi alanıma giriyor. Prof. Metin And’ın tiyatro tarihi kitaplarında da, tiyatro sanatıyla bağ kurması yönünde çok önemli önermeler var. Aslında tiyatro sanatını da diri tutan bir öğe illüzyon. Ve en önemlisi, klasik anlamda olmasa da, seyirciyi çarpıcı bir öykü ya da karakterlerle dönüştürme fikri illüzyonla örtüşüyor.

Sermet Erkin’i çok önceden seyrettim. Konuya çok hakim olmadığım için, illüzyon sanatına kazandırdıklarından söz etmem çok yerinde olmaz, ancak kanıtlanmış başarısı zaten tartışılmaz. Sadece Türkiye’deki nadir isimlerden ve bu işe yıllarını vererek, hiç eksilmeden var olan ustalığından, sürekliliğinden söz edebilirim. 1990’larda gerçekleştirdiğim Dr. Stress programında da onu canlı yayın konuğum olarak ağırlamış ve kitleler üzerindeki etkisine yakından tanık olmuştum.

Ancak Sermet Bey ile ilgili farklı bir gözlemimi de aktarmak isterim. Bir kitap fuarının çıkışında tesadüfen karşılaştığımızda, aldığı yüze yakın kitabı gördüğümde, onun ne kadar önemli bir okur ve aydın olduğuna yakından tanık olmuştum. Öte yandan, belleksiz kalmış yakın Türkiye Tiyatrosu tarihinin tanığıdır. Nedense biraz küçümsenen ama bugünün tiyatro yaşamına büyük katkısı bulunan pek çok özel tiyatronun oynadığı oyunları bilir, metinlerine hakimdir, rol dağılımını ezbere bilir. Onunla konuşmak aydınlatıcıdır ve en önemlisi yazılı olmayan tarihin ipucudur. Batı’da olsa, bu değerli koleksiyonu korumak, tasniflemek ve genişletmek, hatta bir müzeye dönüştürmek için bir çaba olurdu, ancak bildiğim kadarıyla Erkin bu yükü yalnız başına taşıyor, Türkiye Tiyatrosu adına büyük bir sorumluluğu gönüllü biçimde yerine getiriyor.

Gerçek bir illüzyonist! Değerler karmaşasında değer katıyor, paha biçilmez bir koleksiyonu da turnelerde cefa çekerek onurlu biçimde hayatta tutuyor.


Gülten Dayıoğlu:

Ailece dostumuz Sermet Erkin için biyografı kitabı hazırlanmasına sevindim. Kendisi bunu hak ediyor. Sermet’i 1970’li yıllarda tanıdım. Kendisi üniversite öğrencisiydi. Onun bir yakını öğrencimdi. Sermet, zaman zaman sınıfımıza gelir, başta yakını olan Serhan ile birinci sınıfa alışmaya çabalayan öteki öğrencilere ve elbette benim bu uğurdaki çabalarıma destek verirdi. Sağ olsun. Öğrencilerim, velilerim ve okul idaresi onu severdi. Çünkü çok terbiyeli ve zarif bir delikanlıydı. İllüzyona merak sarmıştı. Yanılmıyorsam, büyük illüzyon ustası, benim de komşum olan, rahmetli Zati Sungur beyefendi ile iletişim içindeydi. Evleneceği genç kızı, ilk kez benimle tanıştırmasından pek hoşnut olmuştum. Eşi de çok candan biriydi.

Yıllar sonra Yıldız Kenter sahnesinde seçkin davetlilerin katılımıyla görkemli bir illüzyon seansı gerçekleştirdi. Eşimle gittik. Onur duyduk. Bir ara sosyal ortamlarda toplum yararına kültürel etkinlikler de yaptı. Davetine uyarak ben de bu söyleşilerin bazılarına katıldım. Sonra Karamürsel’e taşındı. Seyrek görüşüyoruz. Ama onu ve eşini elbette oğlunu ailece hep iyilikle anıyoruz. Sağlık esenlik içinde yaşayıp başarılarının sürmesini diliyorum.


Jeyan Mahfi Tözüm:

Çok eski bir arkadaşlığımız var Sermet’le. Zati Sungur’un talebesidir. Ustasının izinden giderek Türkiye’de Amerika’da, Avrupa’da tanınan, dünyanın pek çok yerinde gösteriler yapan bir sanatçı olmuştur.

İnsan olarak çok kıymetlidir benim için. Babam Nejdet Mahfi Ayral da çok severdi Sermet Erkin’i, ben de çok severim. Evlat olarak, insan olarak çok severim. Mesleğini hakkıyla veren bir illüzyonist, aynı zamanda çok iyi bir babadır.


Nedret Güvenç:

Sermet’i çok küçük yaşlardan itibaren tanırdım. Bize gelirdi. İllüzyon gösterileri yapar kızımı güldürürdü.

Şehir Tiyatroları’na girdi. Pek çok oyunda rol aldı. İllüzyonist olduğunu, Zati Sungur’un öğrencisi olduğunu öğrendik. Neden tiyatroculuğu seçtiğini sorduğumuzda, illüzyon mesleğinin sahnede geçtiğini, sahne deneyimi almak ve sesini iyi kullanmak için tiyatroya başladığını söyledi. Çok zeki ve akıllı bir gençti. Düşünebiliyor musunuz o yıllarda mesleğine çok değer veriyor ve tiyatroyu illüzyon gösterilerinde daha kaliteli bir deneyim sunmak için workshop olarak görüyordu. Bu o yıllarda alışık olmadığımız ama takdir ettiğimiz bir anlayıştı.

Diğer illüzyonistlerden farklı bir tarafı var. İllüzyonistler genelde kendilerinde bir gizem yaratmayı severler fakat Sermet Erkin öyle değil. Daha gösteriye başlamadan, bu bir cin-peri aldanması değil, teknik bir çalışmadır, gerçektir diyor. Tahmin ediyorum bunu söyleyen tek kişidir. Bu onun mesleki dürüstlüğünü gösterir.

Müthiş bir tiyatro oyunu arşivi vardır. Yüzlerce oyunu var. Bir oyuna ihtiyacım olduğunda tiyatro dünyasındaki pek çok kişi gibi hemen arar ona sorarım, bulur yollar. Depremde bile biliyorsunuz Karamürsel’de yaşamasına rağmen o arşivini kurtarmayı başardı. Tiyatrocu olduğu için tiyatro oyunlarına düşkündü.

Hakikatlidir, kadirşinastır. Can Dostudur. Onu çok seviyorum. Çocuklarını başarılı yetiştiriyor. Sanat dünyasında zordur ama iki evladıyla yalnız adam olmaktan kendini kurtardı. Her şeyle başa çıktı. Onu çok seviyorum. İyi ki var.


Yılmaz Gruda:

Sermet Erkin hep var. İllüzyon deyince, dün de vardı, bugün de var, yarın da bu sanatla ilgili söz edildiğinde Sermet Erkin adı hep var olacak.


Abdullah Şahin:

Sermet Erkin, illüzyonun genç ve çağdaş yüzüdür. İllüzyon mesleğinin küçümsendiği zamanlarda, yılmadan, yorulmadan tiyatrocu kişiliğinin ve sahne eğitiminin verdiği güvenle seyircisine bunun sanat olduğunu kanıtlamış gerçek bir sanatçıdır. Koleksiyonerdir. Değerleri maalesef biriktirmiyoruz. Ama o sahip çıkıyor, ben de zamanında tiyatromdaki oyunları kendisine emanet ettim. Biz tiyatrocular dağınık yaşayan insanlarız, kafa olarak da bu böyle. Tiyatrodan yetişmiş, oyunlarının kıymeti bilen böyle bir illüzyonistin Türkiye’de varlığı hem tiyatromuz hem de tiyatrocularımız için büyük kazanç. Sanatına sahip çıkmış, onu hiçbir zaman aldatmamış bir sanatçının, önce mesleğini, sonra kendisini yücelttiği bir mucizedir Sermet Erkin.


Nazlı Eray:

Sermet ve eski eşi Nuray Erkin’i 1990’ların başında tanıdım, çok sevdim. Profesör Metin AND ile evliydim. Metin Bey, illüzyona çok meraklıydı. Zati Sungur’a hayrandı. Aletler, kitaplar, her şeyi vardı. Nişantaşı’ndaki evine Sermet ve eşi çok gelirdi. Ben onlarla neredeyse yaşıt olduğum için, çok vakit geçirirdim. Birbirimizin ailecek dostu, sırdaşı olmuştuk. Nişantaşı’na Ankara’dan yaz aylarında gelirdik ve anahtarımızın bir tanesi de onlardaydı. O kadar yakındık yani. Kızları Piraye Nazlı’nın adındaki Nazlı benim adımdır. O kadar samimiydik kendileriyle. Mutlu, şaşırtıcı, güzel günlerdi. Sermet, her zaman çok bilgili, kültürlü ve sanata ilgili biri olmuştur. Metin AND’ın deyimiyle, günün 24 saatini illüzyona ayıracak kadar işine tutkuyla bağlı bir sanatçıydı.

Metin AND ile çok benzer yönleri vardı. Metin Bey’in önünde her zaman 4 ayrı ekran açık olurdu. Birinde opera, birinde bale, birinde tiyatro ve birinde haberler. Sermet de Metin Bey ile sohbet etmekten büyük haz alırdı. Eşiyle bize gelir gösteriler yapar, eşini uçururdu. Metin AND’ın biriktirdiği her şey onun ölümünden sonra kayboldu: İllüzyon malzemeleri, masklar, afiş, piyes, video koleksiyonu müthişti. Sermet Erkin belki de Metin AND’ tan aldığı feyz ile koleksiyonerlik macerasına atıldı ama eminim ki, en az Metin Bey kadar sağlam bir arşivi olacaktır. Çocuklarıyla beni Pera Palas’taki bir davette tanıştırmıştı. Onları da sanatçı olarak yetiştiriyor. Sermet, bilgi birikimiyle bana Tozlu Altın Kafes adlı kitabımda çok yardımcı olmuştu. Keşke şimdiki genç bütün illüzyonistler Sermet Erkin gibi kültür-sanatın pek çok dalına dair bilgi birikimine sahip olup sahneye çıksa. Neyse ki Sermet Erkin hala sahnede.


Sermet ERKİN’in 15.Sanat Yılına Dair 1990 yılında yapılan yorumlar…

Prof. Dr. Metin And:

Zati Sungur’un sahneden ayrıldığı 1960’lı yıllardan günümüze kadar, bir tiyatro temsili gibi verilen sahne illüzyonizmi tamamen durmuştur. Birkaç yıldan beri ise yetenekli illüzyonist Sermet Erkin, bunu tekrar başlatmayı başarmıştır. Programlarında gerek Zati Sungur’un repertuarından küçük ve büyük illüzyonlara yer verirken, bir yandan da modern illüzyonizmin seçkin örneklerini sunmuştur. Mesleğine ve sanatına çok düşkün olan Sermet Erkin tıpkı ustası Zati Sungur gibi günün yirmi dört saatini illüzyona ayırmıştır. Sürekli Türkiye dışında yeni çıkan yayınları izlemiş, yeni buluşları denemiş ve sürekli sanatını geliştirmek için büyük çabalar harcamıştır. Sanırım uzun sürede bu çabalarının karşılığını görecektir. Her bakımdan övgüye değer, seçkin bir sanatçıdır SERMET ERKİN.


Atilla Dorsay:

Sermet Erkin’i ilk kez ne zaman görmüş olmalıyım, çıkaramıyorum. Ama onu ilk izleyişimde bir şeyi çok iyi anımsıyorum: Türk olduğu aklımın bir köşesinden bile geçmemişti. Kuzey Avrupalı izlenimi veren sarışın fiziği, kendinden emin, rahat tavırlarıyla bir dizi küçük mucizeyi alabildiğine kolaylıkla gerçekleştiriveriyordu. Türk olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım: hiç benzemiyordu. Gerçi ulusumuzun sihirbazlık işlerine yeteneğini bilmiyor değildim. Rahmetli Zati Sungur’u çocukluğumda az mı izlemiştim? Sermet Erkin yine de çok başkaydı. Çok gençti bir kez (ve genç görünümünü hep koruyacaktı) bir illüzyonist için sanki fazla rahattı. O rahatlığı seyircisine de geçirmesini biliyor ve insanlar, onun yaptıklarına önce hayret ve inanmazlıkla, sonra gerçek bir hayranlık ve takdir duygusuyla bakarak, sanki kendilerinden geçiyorlardı.


Prof. Dr. Teoman Duralı:

Felsefe’den mezun olmuş ikinci bir gözbağı sanatçısı henüz yok. Felsefe ile Gözbağcılık arasındaki köprü: Sermet Erkin.


Bedia Muvahhit:

Sermet Erkin’i yıllar önce tanıdığımda benden jübile dergisini imzalamamı istemişti. Kendisine dergiyi ‘İstikbalin büyük sanatkarı Sermet Erkin’e…’ diye imzalamıştım. Sermet, bugün sanatındaki yeriyle o günkü sözlerimi bana ispat etti. Kendisini kutluyor, gözlerinden öpüyorum.


ÖRNEK İNSAN ÖRNEK SANATÇI SERMET ERKİN

Bazen birtakım konuları izah edebilmek, anlatabilmek için insanoğlu tarif ederek sonuca ulaşabiliyor. Yapılan tariflerle tanımlamalarla en geniş ve kapsamlı yapılmak isteniyor. İşte bize göre de ancak “ Örnek İnsan Örnek Sanatçı ” tarifiyle Sermet Erkin’i bir nebze anlatabilmek mümkündür………

ÇETİN YILDIRIMAKIN
Avukat-Türk Kalp Vakfı Onursal Başkanı ​


DÜŞ İŞLERİ BÜLTENİ

Sevgili okurlarım, bu hafta sizler için sütunuma çağırdığım konuğum, genç illüzyonist Sermet Erkin.
Geçen pazar, Harbiye’deki Kenterler Tiyatrosuna gittim ve Sermet Erkin ile eşi Nuray’ı tanıdım.
Aslında yarın matinede bu İllüzyon Tiyatrosu’nu bir kez daha izlemek.
Sermet, sahnede bir çok akılalmaz olayı gerçekleştirebiliyor. Nuray’ı testere ile kesip parçalara bölüyor. Sonra onu tekrar bütün olarak karşımıza çıkartıyor; onu bir süpürgeye dayayıp havada tutuyor… Daha birçok şaşırtıcı olayı ortaya seriveriyor……………………..

NAZLI ERAY
Yazar
“Düş İşleri Bülteni” kitabından”


BABA DOSTUM SERMET ERKİN

Sevgili Sermet,

Babam rahmetli Muhiddin Sadak’ın arkadaşı üstad Zati Sungur’u evinde hemen hemen her hafta
ziyaret ettiği ’70 li yıllara gittim birden. Bilirsin babacığım illüzyona, prestigitationa pek meraklı idi.
Zaman zaman evde dostlarına,sosyal kulüplerde arkadaşlarına amatör illüzyon gösterileri düzenler;
ben de kendisine keyifle yardımcı olurdum………………………………

GÜLSEREN SADAK
Piyanist , öğretmen


SERMET ERKİN

Sermet Erkin, köklü bir eğitimin, geniş bir genel kültürün, ve araştırmacı bir yapının odaklaştığı, genç ve aydın bir sanatçıdır.
Bu özelliklerine büyük usta Zati Sungur’un öğrencisi olmanın getirdiği birikim ve deneyimlerini de ekleyerek onbeş yıl içinde hakettiği yere gelmiştir.
Ne var ki, illüzyonist olarak yeteneğini ve başarısını herkesin kabul ettiği Erkin, eriştiği noktada kalmaya hiç ama hiç niyetli gözükmemektedir…Onda, dah iyiye, daha güzele, daha büyük başarılara ulaşma isteği ve çabası hep vardır. Dünyanın dört bir yanındaki sanatına ilişkin yenilikleri yakından izler… Bunlardan türk seyircisini de haberdar etmek için, çoğu kez olanaklarını da zorlayarak uğraşır durur………..

KANDEMİR KONDUK
Yazar


TANIDIĞIM SERMET ERKİN

Yıllar önce büyük illüzyon ustası Zati Sungur’un gösterisisni izlerken duyduğum heyecanı hatırlıyorum. Silindir şapakasından çıkardığı bembeyaz güvercinleri, yine bembeyaz eldivenleri ile elinde tuttuğu sihirli çubuğunu her oynatışta yarattığı mucizeleri daha dünmüş gibi hatırlıyorum.

LERZAN ÖKE
Seramik sanatçısı, gazeteci


DOSTUM SERMET ERKİN

Sermet Erkin’le ortalama altı sene önce bir tesadüf sonucu tanıştım. Kendisiyle olan kısa diyaloğumuz süresince bile dikkati, her konuda derin bilgisi ve etkileyici konuşması dikkatimi çekti. Geçen süre ile orantılı olarak dostluğumuz kuvvetlendi ve kendisini daha da iyi tanıma fırsatını buldum. Hele evindeki zengin kitap, plak ve Karagöz figürleri koleksiyonunu görünce doğrusu çok şaşırdım. Evinin büyük bir bölümünü örten kitaplarını bütün zorluklara rağmen bulmakta ve gerektiğinde istifade etmekte ve ettirmektedir…………………………….

Prof. Dr. ORHAN KURAL
İTÜ Öğretim üyesi